

11. yüzyıl Türk tarihinin en mühim dönüm noktalarından birisine şahitlik etmiştir. 1040 yılından itibaren Selçuklular teşkilatlanmaya başlamış ve tam bir devlet düzenine geçmişlerdir. Selçuklu devleti teşkilatlanıp hakimiyetini arttırırken Müslüman olan Oğuzlar kitlesel göçlerle Seyhun (Siri Derya) ve Maveraünnehir’den batıya, İran sahasına gelmeye başlamışlardır. 24 Oğuz boyunun hepsinden obaların oluşturduğu bu kitlesel Türkmen göçü, adete sel olup Horasan’a akmıştır. Yerleşik devlet düzeni içerisinde kendi töre ve düzenleri dışında yaşamak istemeyen göçebe Oğuz topluluklarının yerleşik halkta büyük tedirginlik yaşatması ve İran’daki yaylaların yetersiz olması nedeniyle Selçuklu devleti, bu toplulukları devletin uç boylarında tutmak istemiştir [6].“Türk tarihinde aslında sadece iki devlet vardır: Doğu ve Batı Türk Devletleri… Doğu Türk Devleti Göktürkler’den başlar, Timur, Babür, Altınordu ve diğerleri ile devam eder. Batı’ya doğru ilerleyen Türkler de gittikleri yerlerde kendi devletlerini kurmuşlardır, Selçuklu ve Osmanlı İmparatorlukları ile Türkiye Cumhuriyeti de Batı Türk Devletleri’dir.” [5]
Selçukluların Türk-İslam sentezi çerçevesinde Gazneliler’in devlet sistemi, müesseseleri ve uygulamalarını büyük oranda miras alarak devam ettirmeleri Türkmenlerle aralarında anlaşmazlıklara sebep olmuştur. Örneğin, Selçuk Bey’den beri Türkmen atlılarından oluşan ordunun Gazneliler’de uygulanan gulâm (köle, devşirme, daha sonraları Osmanlılarda Kapıkulu veya Yeniçeri sistemi) sistemine geçmesi ve Türkmenlerin orduda ikinci plana itilmesi önemli bir örnektir. İran’daki yerleşik halkın Türk olmaması neticesinde devlet kademelerinde İranlılar daha fazla görülmeye başlanmıştır. Bu gelişmeler sonucunda zamanla Selçuklu devletindeki Fars etkisi giderek artmış, devletteki ve ordudaki önemli kapılar Türkmenlere kapatılmıştır. Türkmenler, Selçuklu beylerinden ziyade, kendi aile büyüklerine ve boy beylerine daha fazla bağlılık göstermekteydiler, bu da Selçuklu hükümdarları için bir tehdit unsuru oluşturuyordu. Öte yandan, Gulamlar çocuk yaşta sarayda yetiştirildiği için hükümdara mutlak itaat ve bağlılık gösteren bir yapıya sahiptiler. Bu durum, Selçuklu sultanlarının istediği itaatkar insan tipini oluşturuyordu. Bu strateji, Selçuklu hükümdarlarının iktidarlarını sağlamlaştırmak ve gelecekteki tehditleri önlemek için Türkmenleri tasfiye etmelerine ve yerli halkı iktidara dahil etmelerine yol açmıştır [7]. Bu olaylar, Cend’teki zamanlardan beri Selçuklu beylerinin peşinde Harezm, Maveraünnehir ve Horasan’da çok büyük sıkıntılar ve eziyetlerden geçmiş ve devletin kuruluşunda çok büyük emekleri olan Türkmenlerde devlete karşı ciddi bir kırgınlık ve merkezi iradeye karşı bir tavır yaratmıştır. Türkmenler bir yandan Selçuklu taht kavgalarında iktidara karşı harekete geçen muhaliflere destek olurken bir yandan da İslam memleketlerinde karışıklıklar yaratıyorlardı. Bu nedenlerle, Selçuklu sultanları soydaşlarını ya Horasan’ın doğusunda tutmaya ya da yeni bir hedef göstererek Azerbaycan yoluyla Bizans üzerine yani Anadolu’ya yönlendirmeye çalışmışlardır. Bu büyük Türkmen kitlelerine yerleşik Selçuklu toprakları dışında bir yurt bulmak ve Hristiyan Bizans’ı yıpratarak Anadolu’nun gelecekteki gaza fethini kolaylaştırmak amaçlanmıştır. Bu yüzyılı iyi anlamak için Anadolu’ya yapılan ilk Selçuklu akınlarına da değinmek gerekir. Selçuklular beraberindeki Oğuz topluluklarıyla Cend’ten Maveraünnehir’e bir yurt bulmak ümidiyle geldiklerinde kendilerini çok karışık bir coğrafyada bulmuşlardır. Güneyde Gazneliler ve yine Doğu’daki Karluk/ Karahanlı baskısı sonucu bu bölgede sıkışmışlardır. Bunun sonucunda Tuğrul Bey Maveraünnehir’de kalırken, Çağrı Bey Anadolu’nun yurt tutmak için uygunluğunu tespit etmek ülküsüyle 1018-1021 yılları arasında 3000 kişilik Oğuz süvarisiyle [8] Anadolu’da bir keşif harekatı yapmıştır. Dönemin Anadolu’su verimli ovaları, su kaynakları, otlakları, meraları ve kışlak olarak yaşanmaya uygun platolarıyla göçebe Oğuzlar için uygun bir bölgeydi. 1040 yılından itibaren Selçukluların teşkilatlanmasıyla artık bir devlete sahip olan Türkmenlerin Anadolu’ya ve Azerbaycan’a yapılan akınları sistematik bir hale bürünmüştür. Selçuklular, göçebe Oğuzlara bir yurt arayışını devlet politikası haline getirmiştir. İşte bizim deli dolu Türklerin Anadolu macerası tam da burada başlamıştır.
“Çağrı Bey’in bu geniş ölçüdeki harekâtının, umumiyetle bozkır kavimlerinde görüldüğü üzere ileride işgal edilecek memleketleri yakından görmek, iklim ve hayat şartlarını, ahalisinin durumunu tetkik etmek gibi bir nevi keşif maksadı gütmüş olması itibarıyla ehemmiyeti büyüktür” [8]
[6] Anadolu’nun Fethini Kolaylaştıran Faktörler, Nilay Ağırnaslı
[7] Kösedağ savaşı ve tarihin akışına etkisi, İbrahim Koca
[8] Anadolu’nun Fethi ve Türkleşmesi, Mustafa Kafalı


Bir yanıt yazın