2. Göktürk devletinin 744 yılında yıkılması Orta Asya’dan büyük bir Türk göçüne sebep olmuştur. Karluklar, Uygurlar ve Basmiller birleşerek İkinci Göktürk devletini yıktıktan sonra Göktürk mirasını paylaşmak için savaşmaya başlamışlardır. Bu savaşı Uygurlar kazanarak Ötüken bölgesinin hakimiyetini bir nevi Göktürklerden devralmışlardır. Töleslerin doğu boylarından olan Uygurlar, ağırlıklı olarak Dokuz Oğuzların nüfusunu oluşturduğu Uygur Devletini kurmuşlardır. Karluklar (daha sonra Karahanlı devletini kuran boylar) bu yenilgi sonrası batıya yönelmişler ve Güney Kazakistan ve Kırgızistan’da yasayan On Okları batıya yöneltmişler, On Oklar batıdaki Peçenekleri daha da batıya gitmeye zorlamışlardır. Bu göçlerin bir diğer ana sebebinin büyük bir kuraklık sebebiyle oluşmuş otlak darlığı olduğu da geçerli bir tezdir. Orta Asya’daki Türklerin büyük kısmı Batı Asya’ya (Avrasya bozkırları, Hazar’ın doğusu, Maveraünnehir) göç etmiştir. Kuzey’deki Sibirya’nın elverişsiz koşulları, Güney Asya’daki yüksek sıradağlar ve Doğu’daki Çin ve coğrafi kısıtlayıcı Pasifik Okyanusu Türklere Batı’ya göçmekten başka bir seçenek bırakmamıştır.“İslam Öncesi Türk tarihinde 7. yüzyılın ilk çeyreğine kadar kurulan büyük devletlerin yanında üç ana boy grubu Orta Asya’da tarih sahnesinde yer almış ve daha sonra ortaya çıkacak Türk boylarına alt yapı oluşturmuşlardır. Bunlar Ting-ling’ler, Kanglılar ve Töleslerdir. 627 yılından sonra söz konusu küçük boy grupları daha fazla ön plana çıkarak kendi adlarıyla tanınacaklardır. Hunlar zamanında ana boy grubunun adı kaynaklarda Ting-ling’dir. M.S. 4. yüzyılda bu ana boy grubu adı kaybolarak yerini Kanglı adı almıştır. Kanglılar yaklaşık 200 yıl varlıklarını koruduktan sonra Töles adıyla yollarına devam edecekler; Göktürk Kağanlığının ana halk kitlesini meydana getireceklerdir.” [3]
Dünya tarihini derinden etkileyecek bu büyük Türk göçü aslında 500 sene sürecek ve kutsal yurdumuz Ötüken’den on binlerce kilometre uzakta küçük bir yarımada olan medeniyetler beşiği Anadolu’da sona erecektir. Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması süreci, Anadolu Selçukluları ve ilk dönem beylikleriyle başlayacak ve ikinci dönem beyliklerini takip eden Osmanlı Devleti döneminde doruğa ulaşacaktır. Orta Asya’nın uçsuz bucaksız steplerinde başlayan yolculuğumuz Akdeniz’in turkuaz mavisi sularında nihayete erecek ve nihayetinde 3 kıtaya hükmetmiş cihan imparatorluğu Devlet-i Aliyye olarak meyvesini verecektir. Tohumları Anadolu’da atılmış bu devlet ürettiği yüksek medeniyetle birlikte adını tarihe altın harflerle yazdıracak, Türk tarihinin müzik, mimari, sanat, siyasi ve ekonomik güç gibi akla gelebilecek birçok alanda zirvesini teşkil edecektir. Oğuzların kadim yurdu Anadolu, imparatorluk dağıldıktan sonra Türklerin elinde kalan tek ve son toprak parçası olacak ve Gazi Mustafa Kemal liderliğinde bu kadim topraklarda Türk devleti yaşamaya devam edecektir.“Türk hakanı Ötüken dağlarında oturur ise ülkede hiçbir sıkıntı olmaz. Doğuda Şantung ovasına kadar ordu sevk ettim denize pek az kala durdum; güneyde Dokuz Ersin’e kadar ordu sevk ettim, Tibet’e pek az kala durdum; batıda İnci Irmağı (Seyhun) geçerek Demir Kapı’ya kadar ordu sevk ettim; kuzeyde Yir Bayırku topraklarına kadar ordu sevk ettim; bunca diyara kadar orduları yürüttüm ve anladım ki: Ötüken dağlarından daha iyi bir yer asla yok imiş.”
– Orhun Kitabeleri Kül Tigin Yazıtı Güney Yüzü
Oğuzlar Orta Asya’da yasayan batı Türk halklarından birisiydi. Oğuzlar ismi kabileler anlamına gelmektedir. Bizans kaynakları Oğuzlara Uzlar demişlerdir. Türkiye, Azerbaycan, Kıbrıs, Türkmenistan, İran, Irak, Suriye, Moldova (Gagavuzlar) ve Balkanlar’da yaşayan Türklerin atasıdırlar. Göktürk devletini oluşturan farklı Türk topluluklarına baktığımızda, Oğuzların göçler ve yayılmalar sonucunda hem siyasi istiklalini hem de milli kültürünü günümüze kadar koruyan tek büyük Türk topluluğu olduğu söylenebilir [4]. Yeni bir ülkenin fethedilmesinden daha zor olanı, fethedilen ülkenin elde tutulması ve vatan haline getirilmesidir. Bu, fethedilen coğrafyada milli kültür değerlerinin egemen ve öncelikli hale getirilmesiyle mümkündür. Aksi takdirde, fetheden toplumun kültürü, zamanla fethedilen ülkenin yerel halkının kültürü tarafından erozyona uğratılır. Oğuzların aksine, kültürlerini korumakta zayıf ve yetersiz kalan birçok Türk topluluğunun sonu bu olmuştur. Anayurt Orta Asya’dan Sibirya’ya, Çin’e, Hindistan’a ve Karadeniz üzerinden Balkanlar’a göç etmiş Türk kavimlerinin akıbeti maalesef böyle olmuştur. Oğuzlar Orta Asya’dan Anadolu’ya asırlarca sürmüş yolculuklarında birçok farklı kavimle temas etmesine, Arap ve Fars gibi baskın ve köklü kültürlerden etkilenmesine ve bu süreçte din değiştirerek Müslüman olmasına rağmen dillerini ve kültürlerini genel hatlarıyla korumayı başarmışlardır.Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket, bizim.– Nâzım Hikmet
Oğuzlar 10. Yüzyılın ortalarında Hazar gölü ile Aral gölü arasındaki geniş coğrafyaya yayılacak Oğuz Yabgu Devleti’ni kurmuşlardır. Seyhun Irmağı’nın ağzına yakın yerdeki Yeni-Kent, Oğuz Yabgu Devleti’nin başkentiydi ve devletin başında bulunan kişi “yabgu” unvanını kullanıyordu. 10. yy. sonlarına doğru devlet parçalanırken Oğuzların bir kısmı Hazar Gölü ve Karadeniz’in kuzeyinden Avrupa’ya ve Balkanlara göç etmiş ve zamanla Hristiyanlaşıp ve Slavlaşıp Türk kimliklerini kaybetmişlerdir. Diğer kısmı güneye inerek kitleler halinde İslam’a geçmiş ve Selçuklu devletini kurduktan sonra İran üzerinden ilerleyerek 13. yüzyılda Anadolu’yu her bakımdan bir Türk yurdu haline getirmiştir.

Oğuz: Bir Türk boyudur. Oğuzlar Türkmen’dirler. Bunlar yirmi iki bölüktür; her bölüğün ayrı bir belgesi ve hayvanlarına vurulan bir alameti vardır. Birbirlerini bu belgelerle tanırlar. Birincisi ve başları: Kınıklardır. Zamanımızın hakanları bunlardandır.”
– Dîvânu Lugâti’t-Türk (1072-1074)
[1] “Türk” adının Çin kaynaklarındaki ilk görüntüsü, Ahmet Taşağıl
[2] Töles Boylarının Stratejik Önemi (6. ve 7. yüzyıllar), Ahmet Taşağıl
[3] Kanglı (Kao-Ch’e) Boyları Hakkında Bir Değerlendirme, Ahmet Taşağıl
[4] Diyar-ı Rum’un (Roma Ülkesi=Anadolu) “Türkiye” Haline Gelmesinde Türk Kültürünün Rolü, Salih Koca


Bir yanıt yazın